Aylık Arşiv Ekim 2017

Whiplash (2014)

Whiplash (2014) - İzlediğim Filmler

Her ne kadar İzlediğim Filmler kategorilerinde Müzik / Müzikal kategorisi kapsamında iki janrı bir arada tutsak da, müzikle ilgili filmlerle müzikalleri birbirinden ayırmak lazım. Kulağa çağrıştırdığı anlamıyla yakın türler olmalarına rağmen, gerek kurgu, gerekse de olay örgüsü ve işleniş anlamında fevkalade ayrı noktalardalar. Müzikallerde, ilginç bir biçimde oyuncu veya yönetmenlerden önce şarkılar ve bunların icra ediliş kaliteleri gelir. O kadar ki, senaryo, reji ve oyunculuğun şarkıların önüne geçmeyecek hafiflikte olması gerekir (2004 tarihli Neredesin Firuze, cover şarkılardan müzikal çıkararak bir miktar 2001 tarihli Moulin Rouge filmine öykünse de, çoğunlukla başarılı fakat konunun ağırlaştığı noktalarda temposu yavaşlayan bir film o...

Daha Fazla

Annie Hall (1977)

Annie Hall (1977) - İzlediğim Fiilmler

Woody Allen’ın kariyerini ikiye ayırabiliriz. İlk kısım, kendisi veya alter egosunu temsil eden bir aktör (bazen her ikisi birden, buna örnek olarak bir yazarın kitaplarındaki karakterlerle gerçek hayatta karşılaşmasını konu eden ilginç filmi 1997 tarihli Deconstructing Harry’yi gösterebiliriz) ile o dönem beraber çalışmaktan, belki de yanında olmakta memnun olduğu bir aktrisin (70’lerde Diane Keaton, 80’lerde Mia Farrow, 90’larda Judy Davis, 2000’lerde Scarlett Johannson en bilinen örnekleri, ama bana sorarsanız Bayan Keaton’ın eline su dökebilen çıkmaz) başrollerinde yer aldığı, pek sevgili şehri New York’ta geçen, tür olaraksa komedi parantezinde diğer tüm janrlardan bir ya da birkaçını barındırabilen filmlerden oluşan bir koleksiyon...

Daha Fazla

The Breakfast Club (1985)

The Breakfast Club - Kahvaltı Kulübü (1985) - İzlediğim Filmler

Ana akım film endüstrisinden ziyade genellikle bağımsız yapımcıları olan, kalabalıkların peşinden koşmayacağı fakat kısıtlı sayıdaki takipçisinin de defalarca izleyeceği ve bir yerde özdeşleşeceği filmlere kült filmler denir. Bu tanımdan yola çıkacak olursak, örneğin Star Wars serisi fanatik bir izleyici nüfusuna sahip olduğu halde kült film sayılmaz. Bu alt türde sayılabilecek eserler, gösterime girdikleri anda büyük gümbürtü koparmayabilirler, hayran kitlelerini yavaş yavaş kazanırlar. Video, DVD, Blu-Ray, YouTube, şimdilerde online içerik sağlayıcı siteler derken; zaten filmlerin gönüllerde taht kurma aşaması sinema salonu deneyiminden bir süre sonrasını bulabiliyor...

Daha Fazla

Twelve Monkeys (1995)

Twelve Monkeys - Oniki Maymun (1995) - İzlediğim Filmler

Yönetmen Terry Gilliam’ın fabrika çıkışı Monty Python yaratıcı kadrosudur. Dizisinin yanı sıra, film serisinden 1975 tarihli Holy Grail, 1979 Life of Brian ve 1983 The Meaning of Life için senarist grupta yer alır, Crimson Permanent Assurance isimli, sigorta şirketinden bozma bir korsan gemisini anlatan fiyat/performans açısından yuva yıkıcı ve fakat hayal gücü yüksek bir de kısa filmi, The Meaning of Life’ın hemen öncesinde gösterilmek üzere vizyona girmiştir...

Daha Fazla

The Royal Tenenbaums (2001)

The Royal Tenenbaums - Tenenbaum Ailesi (2001) - İzlediğim Filmler

Minimalizm deyince kafamızda bir şeyler canlanmaya başladı, günlük hayatta pek çoğumuz asgari düzeyde uygulasak da, yalınlık, sadelik, fazlalıklardan arınmışlık gibi fikir yürütmeleri kolaylıkla yapabiliyoruz. Sinemada minimalizm ise minimum kamera hareketi demektir. Minimalist bir yönetmen sahnesini kurar, gözünü bir o yana bir bu yana çevirmez; doğru anda doğru aktör ve aktrisler, doğru bir sinematografi çereçevesinde rollerini yapar, filmin hikayesini oluşturan olaylar doğru sırayla gelişir; sonunda da sevenleri için tadından yenmez bir eser oluşur...

Daha Fazla

500 Days Of Summer (2009)

500 Days of Summer - Aşkın 500 Günü (2009) - İzlediğim Filmler

500 Days of Summer’dan önce şuna değinmek lazım ki, romantik komedi denilen türün 90’lı yıllarda zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden doğmasında elbette Meg Ryan’ın payı büyüktür.  1989 tarihli When Harry Met Sally, bir kadın ve bir erkek sevgili olmadan en iyi arkadaş olabilir mi sorusunu geveze bir Billy Crystal ve muzip Meg Ryan ile ele almış, insanda filmin meşhur restoran sahnesindeki teyze gibi bir “şu masanın yediğinden ben de yesem” tadı bırakmıştır. Yine Meg Ryan bu defa 1993’te Tom Hanks ile buluşmuş, buluşma yeri olarak da çoklarının iç geçirdiği Empire States binasının çatı katını seçmiştir. Bu ve zilyon çeşit ardıl filmlerin ortak noktası, türün başı sonu belli olan dinamikleridir...

Daha Fazla

12 Angry Men (1957)

12 Angry Men - 12 Kızgın Adam (1957) - İzlediğim Filmler

Sinema bir anlatım biçimidir. Anlatılan şey ne kadar ilginçse, bu ilginç şey ne kadar iyi anlatılıyorsa, iyi anlatılan bu ilginç şey bizi ne kadar ilgilendiriyorsa filmler de bize bu kadar geçer. 12 Angry Men (12 Kızgın Adam) işte bunu en basit haliyle yapıyor. Bir odada on iki adam, cinayetle suçlanan bir genci idam sehpasına gönderip göndermeme kararını vermekle görevli jüri üyeleri, herkes bir an önce beklenen “suçlu” kararını verip gitmek istiyor, içlerinden birinin ise gencin suçsuzluğuna dair makul şüpheleri var; makul şüphe varken geri dönülmez bir karara varmaya ise hiç niyeti yok...

Daha Fazla

Oldboy (2003)

Oldboy (İhtiyar Delikanlı) deyince izleyen herkesin aklına çekiç sahnesi gelir. Ne çekiçmiş arkadaş, Ezel’deki Kerpeten Ali mübarek. Ben de severim, bu yazıya da tabii ki o resmi koydum ama daha etkileyici sahne bana kalırsa canlı ahtapot yeme sahnesi. Rivayet o ki, gerçek hayatta inançlı bir budist olan başrol, Güney Kore’li usta aktör Min-sik Choi, bu sahneden sonra uzun süreli bir dua seansına girmiş. Yönetmen Chan-wook Park’ın kararlılıkla manyaklığın sınırında dolaşmasının bir ürünü (gariptir bir benzer söylem de aynı sahneyi, en iyisini bulana kadar 100’den fazla kere tekrar çeken Stanley Kubrick için de söylenir).

Yönetmenin imzasını taşıyan intikam üçlemesinin bu ortanca ve en iyi halkası (diğer filmler 2002 tarihli Sympathy for Mr...

Daha Fazla

The Shawshank Redemption (1994)

Esaretin Bedeli - The Shawshank Redemption (1994) - İzlediğim Filmler

1994 senesi defalarca izlenecek filmler açısından bereketliydi diyerek söze başlamak doğru olur. Sinema tarihinde böyle yıllar vardır. Örneğin 1982 E.T. ve Blade Runner gibi iki şahesere sahne oldu. 1984 Gremlins ve Ghostbusters gibi çatlak korku/komedilerin, 1999 ise Fight Club, Matrix, American Beauty, The Sixth Sense, Eyes Wide Shut, Star Wars Episode I, The Green Mile -daha sayayım mı?- gibi modern klasiklerin gösterime çıktığı yıllardı (1999 bayağı doluymuş). 1994 ise Pulp Fiction, Forrest Gump ve tabii ki The Shawshank Redemption ile unutulmaz bir yıl olarak akılda kaldı. The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli); IMDB’nin 250 filmlik en iyiler listesinin daima ilk üçünde, çoğu zaman zirvesinde olan bu güzide seyirlik, belki de saydığım iyi filmle...

Daha Fazla

Sinema ve Film İzleme Üzerine İlk Anılar

Sinema ve Film İzleme Üzerine İlk Anılar - İzlediğim Filmler

Filmlerle ilgili ilk anım, yarım kalan bir sinema macerası. İzmir Güzelyalı’da, 80’lerin sonunda aktif olan bir açık hava sinemasında, Süpermen’in tarlada biçerdöverin altında kalmak üzere olan bir çocuğu kurtardığını hatırlıyorum. Sonra evde kırmızı pelerin bulamadığım için pembe örgü bir örtüyü sarınıp divanlardan atladığımı. Çok sonra öğrendim, o gün sinemada iskemlelere çıkıp “Ben Süpermen’im” diye ortalığı birbirine kattığımı ve filmin yarısında çıkmak zorunda kaldığımızı. Tahminen 4-5 yaşlarındayım, henüz okula gitmiyorum, çocukluk işte.

80’lerin sonu 90’ların başında, 2000’lerin DVD kiralayan dükkanları veya şimdinin sinema filmi kiralama sitelerine tekabül eden mahalle videoklüpleri yaygındı.

Evde vid...

Daha Fazla